![]()
![]()
"Marksist" yazar cepçilik mi yaptı? Olay analizinde ilk çember, olayın ana kahramanı yazarın oluşturduğu alan, ikinci çemberde yazarı cepçilikle suçlayan ve hakkında hiçbir bilgimiz bulunmayan vatandaş yer alıyor. Üçüncü çember yazarla epey bir tartışması bulunan, bugün büyük bir gazetede köşe yazarlığı da yapan bir başka yazara ait olsun. Dördüncü çemberde inanç eksenli yayınlarıyla toplumun önemli bir kesimiyle sürekli cebelleşme içinde olan bir gazete yer alıyor.

Yazarın kişisel alanında gerçekleşen bir olay nedeniyle tetiklenen çember ve düzlem çatışmalarına bir göz atalım. Olay, yazar bir halk otobüsünde yolculuk ederken, tanımadığı biri, “Hırsız, paramı çaldı” diyerek yazarı suçluyor. Suçlamasında o denli inatçı ki konu karakola kadar intikal ediyor. Adamın kışkırtmaları neticesinde otobüsteki halk biraz linç vaziyetlerine giriyor ama neyseki suçlayan adam yazarla birlikte karakola gitmeye ikna oluyor.
Karakolda yazarın cepleri aranıyor. Adamın çalındığını iddia ettiği seksen lira yazarın cebinden (Allahtan) çıkmıyor. Sadece otuz lira olduğunun görülmesine rağmen suçlayıcı adam suçlamalarına devam ediyor iş mahkemeye kadar uzayıp hakimler yazarın beraatine karar veriyor.
Burada bir tespitle başlayalım. Burada çatışan iki çember var. Suçlayıcı elinde hiçbir kanıt olmadan yazarı suçlamasının yanı sıra ciddi bir şekilde onun zaman kaybetmesine ve hırpalanmasına yol açıyor. Yazar bir günahı olmamasına rağmen bu sürecin tümü boyunca hırpalanan taraf oluyor.
Yazara geçmişteki yazıları nedeniyle düşmanlığı bulunan gazete bu olayın üstüne atlıyor ve “Marksist yazar cepçilik mi yaptı?” sorusuyla konuyu haber haline getiriyor. Bunu yapmakla yazarı cepçilikle suçlayan adamla aynı düzlemde yer alıyor. Olayı dışarıdan izlediğimiz zaman yazarın bir düzlemde, gazetenin ve suçlayan adamın da diğer düzlemde olduğunu görüyoruz.
Bütün bunların üzerine Başka bir büyük gazetenin köşe yazarı da bu konuyu köşesine taşıyor. Suçlanan yazarın geçmişte yaptıklarını bir bir sıralayarak -konuyla ilgisi olmadan geçmişteki olayları sıraladığı için- suçlayan adam, saldırgan gazete ile aynı düzlemde yer alıyor.
Dışarıdan bir göz olarak bu öyküdeki çember ve düzlemleri inceleyerek bir analiz gerçekleştirebiliriz. Yazar bütün başka şeylerden soyutlanarak sadece bu olayı düşündüğümüz zaman konudan en çok zararı gören kişi. Suçlayan kişi hakkında hiçbir bilgi verilememesi olaydaki en ilginç yan. Bu nedenle bu adamın şimdi bilemediğimiz bir nedenle olayı haber yapan gazete ile bir bağı bile düşünülebilir hale getiriyor.
Gazete aslı astarı olmayan bir olayı ele alarak yazarı küçük düşürmek için bir haber gerçekleştirdiği için yapmış olduğu mesleğe, ilkelere aykırı davranarak insani bir hakkı kötüye kullanıyor. Suçlayan kişi sonuçta mahkeme tarafından ona verilebilecek bir iftira davası olmadığı için attığı çamur yanına kar kalarak yoluna devam ediyor.
Konuyu köşesinde ele alan büyük gazete yazarı da sözde mağdur olanı koru gibi yapmasına rağmen anlatımında geçmişte onun politika, kürt sorunu, irtica vb yazdığı yazıları gündeme getirerek, böyle bir yazarın halk otobüsüne binmesine şaşırmış bir halde konuyla ilgili soru işaretini koyuyor. Büyük gazetenin köşe yazarı mağdur yazarın yanında görünerek ama onun düzleminde yer almayarak konuyu geniş halk kitlelerine duyurmada aracı oluyor.
Böylece ortaya koyduğumuz bütün çember ve düzlemlere en dışarıdan bir göz attığımızda şöyle bir analiz gerçekleştirmemiz olası hale geliyor. Bahsi geçen konuyu haber yapan gazete, suçlayan adam ve büyük gazetenin köşe yazarının elinde bir yazarın bütün geleceği karartılabilecek şekilde büyük bir oyun oynanıyor. Bu oyun mağdur yazarın alanının çok uzak bir köşesinde bir infazcı tarafından bilinçli veya bilinçsiz, anlaşmalı veya değil gerçekleştiriliyor.
Yazarın cebinde suçlayan adamın dediği kadar para çıkmış olsaydı çok daha acı sonuçlara doru yol alabilecekken halk otobüsünde yolculuk etmesine neden olan ekonomik durumu ona kurtarıcı bir rol oynayarak yanında seksen liradan daha az olan otuz liranın çıkmasıyla bir hukuk, adalet faciasından kurtuluyor.
Suçlayıcı adam suçladığı kişinin yazar olduğunu ve diğer özelliklerini öğrendiği halde suçlamalarına devam ettiği için insanda bunu konuyu haber yapan gazete ile bir anlaşma dahilinde yaptığı his kuvvetleniyor. Yolda hiç tanımadığınız bir adamı seksen lira çaldığı için gerekçesiz biçimde suçlayıp mahkemelere kadar bu işi inatla sürdürmeniz için nasıl bir kin, kandırılmışlık veya öfke psikolojisinin olması gerektiğini uzmanlara sormak gerekir.
Büyük gazetenin köşe yazarının da bu temel hukuksuzluğa değinmeden önce, mağdur yazarın geçmişindeki kendince bulduğu günahlara yönelmesi de adalet açısından benzer bir yargısız infazı tanımlıyor. Güya yanlış bulduğu konuyu haber yapan gazetenin benzer yöntemini kullandığının farkında olmadan o da olayı “Cepçilikle suçlanan Marksist yazar” perspektifinde ele alıyor.
Bu analiz ettiğimiz olay, ortaçağ zihniyetli kafaların ortak bir düzlemde bir araya geldikleri zaman –ister tinerci kılığında, ister uyuşturucu satıcısı, isterse de dogmatik militan- bir yaşamı nasıl bir anda söndürebileceklerini gösteriyor. Adalet kavramının yanı sıra birazda şansınız yoksa bu düzleme ayak bastığınız anda hayatınız kararabiliyor.
Cehalet dönemindeki oluş ve öykülere benzeyen bu yargısız infazlara önümüzdeki dönemlerde daha sık tanık olacağımızı tahmin etmek hiç zor değil. İster mahalle baskısı, isterseniz cehalet deyin kara bir atmosfer her geçen gün büyüyerek bu modern gelenekleri henüz gelişme aşamasındaki ülkemizin ufuklarını kaplıyor.
www.gazetesalacak.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sanatın bir ifade biçimi olarak gelişimi aynı zamanda insanlık tarihinin gelişimi gibidir. Siyasi, sosyal ve sipiritüel tarih aynı zamanda sanatın da tarihidir. Sanat, yapılışı bağlamında değil ama sonuçları bağlamında siyasete, servete ve varlığa sürekli olarak kısır döngü içinde bağımlı olmuştur. Sanatı icra edenle sanat ürününden değer elde edenler, sergileyenler arasında yüzyıllardır açık, gizli bir çatışmalar yaşanmıştır.

Günümüzde sanat, açık toplum ifadesinde kendisini bulan şeffaflık ve disiplinleri yerine getirme ile ifade edilen en üst farkındalık seviyesine ulaşmıştır.
Yakın tarihte sosyalist düşüncenin, sanatı siyasi bir mesaj aracı haline getirmekte ve onu sloganlaştırmakta ulaştığı nokta ile doğup ona karşı gelişen yaklaşım, aynı zamanda özgür sanat hareketlerinin de başlangıcını oluşturur. Batıda varlığa karşı verilen mücadele Sovyet sisteminde ideoloji ve devlete karşı verilmiştir. Her ikisinin de avantajları ve dezavantajları olmaktadır.
Türkiye bu konuda üçüncü bir zemini teşkil etmeye örnektir. Burada varlık ve devlet, sanat ürünü, sanat ve sanatçı için sanal olan ve görünmeyen bir illuzyon ve baskı oluşturmuştur. Varlığı elinde bulunduranların zeminsizliği ile genç cumhuriyetin net bir sanat yaklaşımı olmaması nedeniyle toplumsal yapımız sanatın geliştiriciliği ve dönüştürücülüğünden yeterince faydalanamamıştır.
Bu nedenlerle toplumsal yaşamda sanatın, içerik ve kavramlarından çok gösteriş yanları ağır basmış sonuç olarak gerçek bir zemin asla bulamamıştır. Milletin yaşam damarlarından akması gereken kan, Cumhuriyetin başından beri akmayarak veya sahtesi akarak kurucusunu yanıltmıştır.
Sovyet sisteminde ise sanat batı ile mücadelede tıpkı spora baktığı gösterişçi açıdan bakması ile sanatın sergilenme alanları kapalı kapılar ardına doğru kaymıştır. Bunun ifadesi olarak ta devlet kültür merkezleri adı altında sanatın kendi kontrolünde sergilendiği binalar yapmış ve bu binaları sanatın uygulama e geliştirme atölyeleri olmasından çok devletin ve sistemin bir gösteri aracı halinde kullanmıştır.
Sanatın sonuçlarının sergilendiği dönemler dışında kültür binaları dışa kapalı kör noktalar olarak toplumsal yaşama kapalı kalmıştır. Sistemle işbirliği yapan sanatçı ve topluluklar bu binalardan sıklıkla yararlandırılmış ve ortaya devlet kontrollü, devlet sanatçılı kontrollü, sanat çıkmıştır. Sanki diğer dönemlerde sanatlar toplum için değilmiş gibi "Sanat toplum içindir" görüşü bu dönemde pompalanmıştır.
Genç Türkiye Cumhuriyeti birçok alanda etkilendiği gibi, kökeninde bulunan askeri disipline de yatkınlığı sebebiyle Sovyet Sisteminin devlet kontrollü sanat ifade biçimlerini aynen uygulamıştır. Örneğin tiyatro Amerika'da vahşi batıda yüzlerce kurban verip gelişirken bizde devletin sağladığı sıcak mekanlarda ve sıcak imkanlarla yürümüştür. Her şeyin başına önemini belirtmek için Devlet Balesi, Tiyatrosu vb Devlet sanatı icat edilmiştir.
Bu tarz bir yaklaşımın ve sonuçlarının sergileneceği binalarda tıpkı Sovyet mimari sisteminde olduğu gibi dışa kapalı, karanlık, sanatın yapıldığı değil sonuçlarının sergilendiği yerler olarak düzenlenmiştir. Orada her şey devlet ve asker protokolüne uygun gerçekleşmiş. Özgür sanat buralara bir türlü yerleşememiştir. Bu yaklaşımı keskin bulabilirsiniz ama okul dönemlerinizi hatırlarsanız sanat faaliyetlerine ayrılmış alanların ders saatleri dışında yöneticiler tarafından hoyratça kapatıldığını hatırlarsınız.
Bunun duruşun bir diğer alanı olan Amerika ise diğer alanlarda olduğu gibi modern sanatta da açıklıkla ilerlemiş, açıklık, şeffaflık ve rekabetin getirdiği dinamizmle Hollywood Sineması, Broadway ve modern sanat ortaya çıkmış, modern sanatçılar yeniçağ düşüncesinde yakalanan seviyeye uygun olarak modern sanat ürünleri ortaya çıkarmışlardır.
Bunun yansıması olarak sanatın sunulduğu binalar da, kendilerinin tasarım ürünü olan ve yeniçağ düşünce ve sanat yaklaşımına uygun olarak heyecan verici çözümlere dönüşmüşleridir. Böylece neden ve sonuç, birbirinin içinde diyalektik bir dönüşümle birbirini besleyen dinamizmler olmuşlardır.
Bu yaklaşım eğitim alanına da yansımış. Okullar, atölyeler çılgın rekabet koşulları içinde yarışla toplum için en iyi olan sonuca -birçok açıdan- dönüşmüşleridir. Sovyet sisteminin yıkılması ile bizim coğrafyamızda öksüz kalan "Devlet Sanatının" temsilcileri olarak binalar, kurumlar ve bunun devamından fayda uman sanat yürütücüleri kalmıştır. Binaya, maaşıma vb dokunma serzenişleri arasında olanla yetinmek acı bir sonuç olarak hepimizin yaşamına girmiştir.
Bu yapı neticesinde "sanat" faaliyetinin yürütüldüğü, eğitimin yapıldığı alanlar kapanın elinde kalmış buraları bir şekilde ele geçirenler yarı akrabalık, kast sistemiyle tanıdıklarının tanıdıklarına bu alanları açıp diğerlerini yaklaştırmayarak devlet baskısından çok daha ağır bir baskının oluşmasına yol açmışlardır. Yönetim sistemlerindeki kapalılık neredeyse ölüm döşeğinde bile müdür veya yönetici kalınmasına nende olmuştur. Utanç verici bir kimlik olan "Devlet Sanatçılığı" kavramında bürokrasideki faciaların tepesine dikilmiş tüye benzemiştir.
Birçok sebepten dolayı aslı Sovyet sistemi içinde olan kapalılık, mimari olarak kendisi tasarım ürünü olmayan başta AKM binası olmak üzere benzer bütün kültür merkezleri yönetim yapıları ve binaları ile birlikte yıkılarak, yeniçağ ve modern sanat gelişmelerine ve gerekliliklerine uygun olarak yeniden inşa edilmelidirler. Bunun oluşturacağı başka tehlikeleri göze almak zorundayız. Yıllardır kapalı kast sistemlerin ülkemize verdiği zarardan daha fazlasının verilebileceğine de inanmıyorum.
Bu konuda duygusal olmanın, zaman kaybetmenin gereği yoktur. Dünya başkenti İstanbul'da Taksim'in göbeğinde karanlık dönemler temsilcisi olarak yükselen AKM binasının yerine Atatürk'ün çağdaş medeniyetler seviyesine uygun, İstanbul'un bir dünya başkenti olduğunu bilerek, 2010 Avrupa Kültür Başkentine yakışır bir AKM binası yeniden belki bütün dünya sanatçılarına ve mimarlarına açık olarak yapılacak bir yarışma ve düzenleme ile yeniden inşa edilmelidir.
Bu nedenlerle ek olarak, Beşiktaş merkezde bulunan Cumhuriyet Anıtı malzeme, tasarım vb hiçbir özellik göstermediği için yıkılarak yerine Cumhuriyet tanımının günümüzdeki modernliğine uygun bir anıt gerçekleştirilmelidir.
Yine aynı şekilde Yeni Galata Köprüsü'nün üzerinde bulunan ne amaçla yapıldığı belli olmayan kulelerde kaldırılmalı, Altın Boynuz haliç'e yakışan o bölgenin tarihine ve mimarisine uygun yeni bir mimari çözüme kavuşturulmalıdır.
Bundan sonra mimari yapılanmalarda mutlaka dokuya uygunluk ve tasarım özellikleri dikkate alınmalı ve tarihi özellikler içinde çözümler düşünülmelidir.
Son Söz;
Sanat bir ifade biçimi olarak her zaman etki altına alınmaya çalışılan bir alandır. Günümüz Türk Toplumu özgür sanat ve şeffaf toplum ifadesine uygun bulunan modern çözümlere odaklanmalıdır. Dün, bütün değerleriyle dündür. Anılardan çok an ve gelecek gelişmenin seyri önemlidir.
www.ekrempehlivan.com.tr
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Lisenin en güzel, en yalnız kızıydı. Bir heykeli, bir tanrıçayı andırıyordu. Bir gün her şeyi göze aldım.. Ona ‘merhaba’ dedim. Heykel konuşmaya başladı ve hiç susmadı. Güzel kadınların dramına ilk onda tanık oldum. Güzel kadınlar hep sevilir, aranır içlerine girmeniz ise duvarları nedeniyle neredeyse imkansız görünür. Gerçek öyle mi acaba? Bu duruma hep üzüldüm. Mutlu ve başarılı olmaları için doğru iletişim prensiplerini öneren bir "Kişisel Duruş" yaklaşımının bugün olduğunu biliyorum. Bu programı sizlerle paylaşmayı birlikte daha güzel ve mutlu günlere ulaşmayı diliyorum.”
Güzel ve dikkat çekici olup mutlu olmak için yapılabilecekler var. Üç seviyede gerçekleşen bu sürecin yaşanması gerektiğine inanıyorum. Birincisi farkındalığın artması ikincisi, iletişimin geliştirilerek bir tarz haline getirilmesi üçüncü ve son olarak da kişisel duruşa yani bir imaja ulaşılması. Belirli bir program uygulanmadan da yüksek bir bedel ödenerek bu sonuca ulaşılabilir, neden daha mutsuz, yorgun ve yenik olasınız. Yüksek adrenalin, dikkat ve duruş gerektiren mesleklerde manken, sanatçı, politikacı, işadamı vb kimliğine katkıda bulunarak hem başarınızı artırabilir hem mutlu olabilirsiniz. Saatlik seanslardan, uzun süreli programlarla eğitim ve grup eğitimleri ile bu hedeflere ulaşılabileceğine inanıyorum.
Kadın güzel olmak ister... Güzellikse başa beladır. Evren, avantaj ve dezavantaj kuralını hemen devreye sokar. Güzel kadın düşünmeyi, çalışmayı, gülmeyi, sevmeyi ve yaşamayı unutur. Bunlar olmadığında ise zihin ve zeka kendilerini yenileyemez kısır döngü başlar. Düşünülemediği için üretim, üretilemediği için deneyim, deneyim olmadan da sevgi olmaz.. Güzel kadınlar kendileri dışında bir şey sevmeyi, yaşamlarının belirli bir periyodundan sonra unuturlar.
Bu aşamadan sonra ise yaşamak için gereken şeyler hep onlara birileri tarafından sunulmaya başlar. Güzel kadın sevilir, şımartılır, bütün bakışlar her yerde ona çevrilir, girdiği bütün meclislerde kayıtsız şartsız kabul görür.
Bu bazen sanıldığı kadar kolay bir yaşam anlamında gelmeyebilir. Şanslarını onlardan yana olmadığını düşünmeye başladıkları zamanlar yavaş yavaş bedenleri ile oynamaya başladıkları zamandır. Aynaların eskisi kadar güzel şeyler söylemediği zamanlar geldiğinde hayat güzel kadın için artık sorun olmaya başlar. Güzellik evren tarafından bedelsiz verilen bir şey değildir. Bu bedeller veya geç bir yolla evrene geri ödenecektir. Bu nedenle güzellik avantajını doğru kullanma sanatını öğrenmek her güzel kadın için hayati önem taşır. Avantaj kullanma sanatının prensiplerini bu çerçevede inceleyeceğiz.
Mutsuzluk gelip çattığında güzel kadın eski övgüleri aramaya, değişik alışkanlıklara, mutsuzluğa ve nevrotik bir yapıya bürünür. Bazı konularda yetenekleri olsa bile onlar çoktan unutulmuşlardır. O güne kadar estirdikleri fırtınalar nedeniyle bu düşüşe kimse üzülmeyecektir. Hatta eski düşmanlar ve savaşta güzel kadına karşı kaybetmiş olan diğerleri bazen açık, bazen gizli bu duruma derin bir oh çekip sevineceklerdir. Evren güzellikle verdiği avantajları dengeleyecek yolları insan zekasından çok daha kıvrak ve seri olarak bulur. Evrene ve aynalara söz geçmez…
Güzel kadın, afet kadın, muhteşem kadın olmayı elbette her kadın ister. Böyle bir kadın olmak güzel bir şeydir ama dikkat edilip iyi ve planlı yaşanmazsa yıkıcıdır. Sevilen bir güzel kadın yoktur, tapılan güzel kadın vardır. Dost meclislerinde aranan güzel kadın yoktur. Özel meclislerde aranan güzel kadın vardır. Güzel kadınlarla diğer kadınlar arkadaş olmazlar, sırdaş olmazlar ve bir arada olmazlar. Şayet bir arada bulunmak zorunluluksa geçici geyiklerle durum idare edilip güzel kadın diğer kadınlar tarafından hemen meclisten dışlanır.
Her kadın bir yere gittiğinde bakışların üstünde olmasını ister. İster güzel olsun isterse çirkin bu değişmez. Yanında kendinden daha güzel bir kadınla mecburiyet yoksa asla bir mecliste birlikte bulunmazlar. Ortamların değil özel anların aranan kişileri olurlar, düşünmeyi unuttukları için ardından ilgi alanı yaratacak konuşmalar yapmayı da unuturlar. Güzel bir kadının yanında kendinizi havalara bakarken bulmanızın bir sebebi budur. Güzel kadın düşünmeyi, konuşmayı ve ilgi alanı yaratmayı unutmuş kadındır.
Onlar konuşmanın sadece kendileri için ilgi yaratacak bir şey olduğu yanlışına kapılırlar. İlgi hep kendi üzerlerinde olduğu için diğer kadınlar onunla kocalarının olmadığı ortamlarda buluşmaya özen gösterir. Kocalarda işin ilginç yanı onlarla karılarının olmadığı ortamda bir arada olmak isterler. Bu herkes için anlaşılabilir bir şey olan durumlar kadının en güzel çağlarıdır.
Bu belirtiler ısrarla mutsuzluğu çağırıyor demektir. Güzel kadının mutlu olacağı bir formül yok gibi görünmektedir. Her işi beceriyle yapan güzel olmayan bir kadın sınıfın, toplumun en yakışıklısını kapıp götürüverir, bu sistemli, disiplinli çalışmanın ve güzel olmamanın bir ödülüdür. Dezavantaj kuralı burada güzel olmayan kadın lehine avantaja döner. Buna toplumda anaç rol denir. Ne kadar anaç kadın ama! deyimi bu tip, malı (erkeği) alıp götüren kadınlar için kullanılır. Hiç savaş kaybettikleri görülmemiştir. Şık, yakışıklı ve kapı gibi güven dolu erkeklerin yanlarında onları üçte ikisi (hatta yarısı kadar) kadınların gururla ve mağrur, kucaklarında bir dolu çocukla dolaşmaları bundandır.
Erkek bilinçaltında eğlenmek için güzel kadınları yuva kurma için anaç kadınları tercih eder. Toplumda güzel kadın eşittir aptal kadına dönüşüvermesi de bundandır. Üretim beyni çalıştırır ve insanı güçlü kılar, dönüşüm sağlar. Üretmeyen güzel kadın yönetmeyi de bırakır. Bu araba kullanırken direksiyonu bırakmaya benzer. Kaçınılmaz kaza olur ve derin hayal kırıklıkları, gözyaşları, umutsuzluklar ve boşa geçen bir ömür sonrasında sırayla üst üste gelir.
Güzel olmak bir kadın için gerçekten böyle bir şey. Güzel kadınlar bitmek tükenmek bilmeyen bir tekrarla kendilerini ispata zorlanırlar. Bütün gözler sizdeyken bir şeyi becermeye kalktınız mı? Kaza anında gelir. Böylece güzel kadına eklenen özelliklere aptallığından sonra beceriksizlikte eklenir. Bu süreç sonsuz bir döngüyle dönmeye ve güzel kadının başını döndürmeye devam eder. Bu baş dönemleri içinde durmayı bilmeyen bir hırsta eklenirse sonuç kesinlikle bellidir, facia…
Güzel kadınlar kaybettikçe güzel olmayan kadınlar kazanır. Bunda kızacak gücenecek bir durum yoktur.
Güzel ama soğuk kadın efsanesinin kaynağında yine aynı şey vardır. Güzel kadın yatakta bekleyen taraftır. O erkek hakkında bir şey düşünmek zorunda hissetmez kendisini, nasılsa her şey erkek tarafından yapılacaktır. Bunun bir erkek tarafından en fazla üç beş kez ancak kabul edilebileceğini bilmez. Sonuç yatakta da hüsran olacaktır. Yatakta da istediğini bulamayan erkek güzel kadına biblo muamelesi yapmaya başlayacaktır. Yanında gezdirilen dikkat çekici güzel bir aksesuvar.
Bir zaman sonra bununda tehlikeleri ortaya çıkacaktır. Erkek güzel kadınla gittiği her yerde tetikte olmaktan ve saldırıları savuşturmaktan yorulacaktır. Güzel kadın bir anlamda burada da ağır bir hata yapıp ilgili bakışlara her zaman yüzünü döndürecektir. İmalar, asılmalar sürekli güzel kadının üzerindeki gözler. Bunlar erkeği çileden çıkarmaya yeten şeylerdir. Bu yorgunluktan ve aşırı dikkatten sıkılan erkek güzel kadının yanında bulunma görevini geçici görevle bir başka erkeğe devrederek yoluna devam edecektir. Çok kolay başlayan her şey gibi çok kolay da bitecektir. Belki de o ortamdan güzel kadın, bir başka erkeğin kolunda yeni bir maceraya doğru gidecektir.
Bir süre sonra umursamazlığa dönüşen karşılıklı ilişkiler son iletişimlerini de keserek kendini tamamen bu sürece ve hayatın akışına bırakacak, derin mutsuzluk, isyan ve öfke hataların büyümesine yol açacaktır.
Güzel bir kadınla olmak güzel bir şey midir? Tercih edilen bir şey midir? Bu kadere karşı gelerek güzel kadınlarda becerikli, yatakta iyi, akıllı ve mutlu olabilirler mi? Buda gelecek yazının konusu..
***
Bu yazı Beyaz Duvak Dergi ve sitesinde yayınlanmıştır..
www.beyazduvak.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
İçerik
Tanım Amaç
Hedef
"Akla işlerlik kazandırmak için daha önce başkaları tarafından bulunmuş olan şeyleri araştırmaya ve en az önemli olanları da içinde olmak üzere, insanların bütün sanat ve mesleklerini ve özellikle bir düzene bağlı olan ya da bir düzene dayananlarını metodlu olarak gözden geçirmeye çalışmak gerekir."(2) |
| (1) İlker YELKEN Psikolojik Danışman (2) Aklın Yönetimi İçin Kurallar-s:48 Descartes |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı